Üzerinden bir kaç yıl geçti ama sızısı hala içimdedir:) Arkadaşlarla bir sohbet anında, Ayşe  aniden; “geçen yıl çok eğlenmiştim Kapadokya’ya gidelim” dedi. O anı hiç unutmam. Tam 9 kişiydik ve hepsi aynı anda bütün dişlerini göstererek gülümsedi, gözler ışıl ışıldı. Hep bir ağızdan “GİDELİM” dediler.

Tur şirketi seçildi, otel adı verildi, yerler ayırtıldı, paralar ödendi. Tatil günü yaklaştıkça bir heyecan sardı herkesi, valizler hazırlandı. Ve büyük gün geldi. Otobüsün bizi alacağı noktaya heyecanla gittik, yerlerimize yerleştik.  Neşeyle yola çıktık, çaylar, kahveler ikram edildi, herkes neşeyle birbirine lâf atıyor, hiç konuşmayanlar kahkaha atıyordu. Ve hatta şarkılar söyledik bağıra çağıra…

Otobüs Kapadokya’ya yaklaştığında herkes uyumuştu.  Kahve, çay servisiyle yavaş yavaş uyandık ve az sonraaaaa… İlk hüzün başladı…

Rehber iki otel var arkadaşlar bazı sorunlar çıktı o nedenle iki ayrı otele yerleşeceğiz dedi. Homurtular, mırıltılar ve ilk otele yaklaştık. Bizim grupla birlikte otobüsün bir kısmı indi. Bizim seçtiğimiz otel bu değildi. Kavga faslını geçiyorum ve bazı konulara sonradan müdahale etmek üzere konuşup otele yerleştik. Herkesin yüzü asılmıştı çünkü otellerden biri 3 yıldız diğeri 5 yıldızdı. Bize ise 3 yıldızlı olanı düşmüştü!

Sabah otobüs bizi erken alıyor yaklaşık yarım saatlik bir yolculuktan sonra diğer otele varıp diğer yolcuları alıyorduk ve çevre gezisi başlıyordu. Tabi bu arada ilginç ve çok komik şeyler yaşanıyordu. Otobüs yanaşır yanaşmaz,  diğer yolcuların binmesini beklememiz gerekirken, herkes aşağı iniyor, bir koşu otele girip bakıyordu! Ya da bazıları işi abartıyor girişteki koltuklara gömülüyordu.  İş uzuyor rehber tekrar inip onları çağırıyor ve hayatında duymadığı hakareti duyuyordu.

Biz İstanbul’a döndüğümüzde konuyu dile getirmek üzere, anlaşıp konuyu kapattık. Ihlara vadisinin güzelliklerine teslim olduk…

Peri bacaları, kiliseler, yeraltı şehri, vadiler… Gezilecek çok fazla yer vardı ve sabah erken saatlerde başlayıp akşama kadar bitap dolaşıyorduk. Aslında bu tür gezilerden nefret etmekte o kadar haklıydım ki! Tam bir tabloyu inceleyelim derken bırakmak zorunda kalmak, ya da Ihlara vadisinde saatlerce kalmak isterken rehberin arkasından koşa koşa çıkmak zorunda kalmak gibi. Tur gezilerinin çoğu, gezmek değil de gezmiş gibi yapmaktı bana göre.

Dönüş yoluna girdiğimizde her şey çok farklıydı artık. Asık suratlar, homurtular… Çok mutsuz bir dönüş yolculuğu idi açıkçası!

Ben, beynim ve ruhumla Ihlara Vadisinde kalmayı tercih ettim. Ve söz; Kapadokya’yı başka bir zaman diliminde, harika bir geziyle anlatacağım size.

Sıkıntısız, sorunsuz, mutlu tatiller geçirmeniz dileği ile gezme ve görme aşkınız hiç eksilmesin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here