Soğukla aram hiç iyi olmadı! Sevmeye çalıştım ve başardığım anlarda oldu inanın! Battaniyenin içinde ısınmaya çalışırken, bir bardak çay ve ona eşlik eden redkitler… Ama bütün bu dayanmaya çalışmaların en güzel anları baharı düşündüğüm, hayalini kurduğum anlardı. Önce erguvanlar açacak sonra onlara mor salkımlar eşlik edecek ve akasyalar ve filbahriler…

Her yıl, kış uzun sürecek ve bütün bu güzellikleri kaçıracağım diye çok korkarım. Çünkü peş peşe gelirler ve siz onları koklamaya çalışırken çabucak geçip giderler. Hızlarına yetişemezseniz ve kalbinizin atışları onlara ulaşamazsa, öylece geçip giderler ve bir sonraki yıla dersiniz içinizden, bir sonraki yıla…

Boğazın o köşesi senin Moda’nın bu köşesi benim peşlerine düştüm yıllarca en güzel erguvan nerede var diye. Yazarları takip ettim; en güzel erguvan şurada dediler koştum, izini sürdüm. Hele bir keresinde, yazarı hatırlamıyorum ama hiç unutmuyorum; “en büyük, en güzel erguvan benim sokağımda” deyip adres vermişti. Arnavutköy’ün tepelerinde bir yer, kalkıp gittim ve o da ne! Her yerde görebileceğimiz sıradan büyüklükte tek bir ağaç. Ne kadar da doğruydu aslında yazarın kendi sokağını ve kendi erguvan ağacını en güzel bulması!

Bu yıl en güzel Erguvanlar benim mahallemde idi!

Kış zorlu geçti, Nisan ayı bile soğuk kış günleri gibiydi, son yağmurlar güzelim çiçekleri çabucak dökmüştü ve hızlı davranmalıydım. Önce Moda’ya koştum ama maalesef çok az erguvan ağacı kalmıştı ve olanlar da çiçeklerini dökmüştü. Boğaza gitmeye hazırlanırken arkadaşım; “Maalesef yağmurdan güzelim çiçeklerini hepsi döktü” dedi.

Göztepe Özgürlük parkında inatla direnmişti erguvanlar, üstelik mor salkımlarla birlikte omuz omuza bana gülümsüyorlardı. Mis gibi kokuları burnuma, gözlerime, beynime ve ruhuma sonra da tüm vücuduma dağıldı. Bana bu güzellikleri yaşattıkları için hepsine tek tek teşekkür ettim.

Peyzaj mimarları da bahar aylarından çok etkilenmiş sanırım. Suadiye’de bir mağazanın bahçesi ve bahçe vitrininin içinde çıkan erguvan ağacı gerçekten çok hoştu. Bu güzelliği kim düşündüyse gönülden kutluyorum.

Ve Mor Salkımlar…

Mor salkımlar, birliği ve beraberliği çok severler, sarılırlar birbirlerine, o nedenle çardakların en güzel süsüdürler. Küçüksu’da mor salkımlı çok şık bir kafe vardır ama bu yıl gitmek kısmet olmadı. Ve en güzel mor salkımlar inanın yine benim mahallemde idi. Çardağın içinden çocukların minik treni de geçiyor, daha ne olsun değil mi!

 

Bazen çok yakınımızdadır güzellikler ve biz uzaklarda ararız. Gezmek başka bir şeydir, görmek ve farkındalık başka bir şey.

Ve Akasyalar…

Penceremden baktığımda akasyalar tam karşımdaki parkta ve bana mis kokuları ile gülümsüyorlardı. Evimden çıkıp her seferinde onlara dokunmak ve koklamak ayrı bir güzellikti. Çocukluğumu hatırlıyorum da; özenle ayıklayıp akasyanın içindeki çiçeği zevkle nasıl yediğimizi, tazelendiğimizi, baharın gelip geçişini fark etmeye çalışırken yaz ayının koşarak yerini alışını…

Evet yine bizim mahallede Filbahriler… Köşedeki apartmanın bahçesinde ve köşeyi her dönüşümde mis kokuları ile karşılıyorlar beni. Teşekkürler, çok teşekkürler…

Ruhunuzdaki gözdür gezmek, gidin götürdüğü yere; bazen çok uzaklara, bazen karşı sokağa, belki başka bir kente belki de evinizdeki balkona. Gitmesini bilin yeter ki!

Gezme ve görme aşkınız hiç eksilmesin…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here