Gezimize Kemeraltı caddesinin solunda kalan ve ağırlıklı olarak da; Fermeneciler, Tersane, Bankalar caddesi ile bu caddelerin ara cadde ve sokakları ile devam ediyoruz.

Harita üzerine tıklayarak büyük boyutunu açıp, güzergâhınızı belirleyebilirsiniz. Ben her gezimde farklı bir yol izledim.

Bankalar Caddesi

Voyvoda Caddesi adıyla da anılan bu cadde 16. yüzyılda açılmış. 19. yüzyıldan itibaren de bankerlerin yerleştiği bir cadde olmuş ve Osmanlı’da bankacılığın merkezi haline gelmiş. 1856 yılında Osmanlı Bankası kurulup merkezini Bankalar Caddesine taşıyınca da caddenin ticari anlamda önemi çok artmış, birçok bankanın da merkezi buraya taşınmış.

Banker ve banka binalarının yanı sıra ticaretin kalbinin attığı hanlarda sigorta şirketleri ile avukatlık bürolarının bulunduğu cadde, Cumhuriyet döneminde de önemini korumuş.

500. Yıl Türk Museviler Müzesi

Haritada görünen 500. yıl Türk Museviler Müzesi Bereketzade Mahallesine taşındığı için bu müzeyi Bereketzade Mahallesinde gezeceğiz.

Bereketzade Medresesi Cami

Bereketzade Medresesi sokağında, Bereketzade Mehmet Efendi tarafından 1705 yılında medrese olarak yaptırılmış küçük sevimli bir cami. Zaman içerisinde kısmen camiye çevrilmiş.

Tünel

Tünel, Londra’dan sonra dünyanın en eski ikinci metrosudur. Fransız mühendis Eugene Henri Gavand’ın girişimiyle yapılmış.  Gavand, tünel metrosunu dönemin ticaret ve bankacılık merkezi olan Galata ile Pera arasında sürekli mekik dokuyan insanların yaşamını kolaylaştırmak için düşünmüş. İyi ki de düşünmüş. Halâ her gün yüzlerce yolcu bu güzergâhı kullanıyor.

Gavand, Bu iki merkezi birbirine bağlayacak asansör tipinde bir demiryolu projesi için Osmanlı Padişahı Sultan Abdülaziz Han’ın huzuruna çıkar, 10 Haziran 1869’da Tünel yapım imtiyazını alır. İşletme süresi 42 yıl olarak belirlenen Tünel `yap-işlet-devret` modeliyle inşa edilir.

05 Aralık 1874’de yapımı tamamlanan Tünel’de önce hayvan taşımalı deneme seferleri yapılır. Daha sonra 10 para yolculuk ücreti karşılığında insan taşımacılığına geçilir. Tünel, 17 Ocak 1875’te yerli ve yabancı davetli topluluğunun katıldığı görkemli bir törenle hizmete açılır.

Tünelden sonra Fermeneciler caddesine geçtim. Bu caddede ilerlediğinizde; hırdavatçılar, boyacılar, kaynakçalar, plastikçilerin yer aldığı, yıkık dökük virane binaları görürsünüz. Saat 18’den sonra ise; dükkanların kapanışıyla, rengârenk boyalı yazılar ve resimlerle donatılmış kepenkleri, çöpleri karıştıran martıları görürsünüz.

Ve aniden, hızla yürüyen çok şık bayanlar ve takım elbiseli baylar çıkarsa karşınıza sakın şaşırmayın. Onlar hırdavatçıların arasındaki Enomotarchi Han’ın meşhur lokantalarına gidiyorlar.

Enomotarchi Han

Aşağıdaki resimde Enomotarchi Han’ı ve karşı sokağını görüyorsunuz. Binada, iki lokanta ve bir bar var. Lokantalardan biri balık, diğeri de et lokantası. Her iki lokantanın ve özellikle de en üst kattaki barın manzarası muhteşem.

Enomotarchi Han dışında tüm sokak, her şey yıkık dökük. Açıkçası bilerek, araştırarak gelmediyseniz; sokağın başından baksanız, sadece hırdavatçıları göreceğiniz için sokağa girmezsiniz bile. Hele birde nerede ne yenir, ne içilir yazılarını takip etmiyorsanız buranın varlığından haberiniz olmaz. Tabi bir de sokakları sonuna kadar dolaşıp keşfetmeye çalışmıyorsanız!

Barın olduğu teras kata çıktığımda martılar işini biliyor dedim; nerede kalacaklar, yemeklerini nerede yiyecekler, şöyle huzur içinde rahatsız edilmeden nerede manzara seyredecekler…

Kurşunlu Han

Ve hemen yandaki Kurşunlu Hanı es geçmeyin. Burada inanılmaz bir tarih yatıyor. Henüz gitmediyseniz asma ağaçları yeşerdiğinde orada olun.

Tabelada “Kurşunlu Han” yazıyor ve “Rüstem Paşa Han” yazısının yeşil boyayla özensizce silinmesi görüntü kirliliğinin boyutlarını düşündüğünüzde insanın yüreğini yakıyor açıkçası.

Osmanlı döneminde Rüstem Paşa Vakfiyesi’ne ait olduğundan Rüstem Paşa Hanı olarak da anılan Han’ın içinde hırdavatçılar var yine.

Bir de Han’ın içinde, hırdavatçıların dışında inci gibi parlayan heykeltıraş Candan Arıcı’nın atölyesi var.

Alt katın büyük bölümü Cenevizlilerin 1200’lü yıllarda yaptığı Saint Michele Katetralinin kalıntısı. Üst katı Mimar Sinan 1544 – 1550 yılları arasında kervansaray olarak inşa etmiş. Kim bilir kimler konaklamış buralarda! Kervan ticareti bitince de esnafın yerleştiği iş hanı olmuş.

Birde alt kat ve üst kat arasında çok güzel çavuş üzümleri veren muhteşem bir asma ağacı var. Mevsiminde gelirseniz tadına doyamazsınız diyor esnaf.

Makbul İbrahim paşa cami

Kurşunlu Han’dan ayrılıp Fermeneciler Caddesi boyunca ilerlediğinizde dükkânların arasında; abartısız, sevimli bir cami çıkıyor karşınıza; “Makbul İbrahim paşa cami”. 1536’da Makbul İbrahim Paşa tarafından yaptırılmış, 2. Mahmut dönemindeyse yenilenmiş. Daha sonra bir yangın geçirince 1913’de sıfırdan yeniden yapılmış. Ahşap minaresi klasik üslupta yapılmış ve çok güzel.

Fatih Bedesteni Ayasofya Vakfı Kebiri

Tersane Caddesine çıkıp Yeni Haliç Köprüsü’ne doğru ilerlediğimizde, 79 numarada; levhasında “Fatih Bedesteni Ayasofya Vakfı Kebiri” yazan han çıkar karşımıza.

Bugün, bedesten içinde hırdavatçıları barındırıyor. Bu nedenle, mesai saatlerinde gelirseniz, hayal gücünüzü pek kullanamayacağınızı söyleyebilirim. Yukarıdaki resimde gördüğünüz kapı açıldığında aşağıdaki manzara ile karşılaşacaksınız çünkü.

Fatih Sultan Mehmet İstanbul’u aldığında, geleneklere göre bir fetih camisi yaptıracaktır ama bundan vazgeçip Ayasofya’yı cami yapar. Devamlı gelir oluştursun diye de Fatih Bedestenini yaptırır.

Arap Cami

Tersane Caddesinde ilerleyip Hediye Sokağın başında durun. Sokağın sonundaki farklı ve sizi başka bir zaman dilimine götürecek yapıyı hayranlıkla seyredeceğinize eminim. Yapının özgünlüğü, güzelliği dikkatinizi çekecektir. Hayran kaldığım ve benim de çok geç keşfettiğim meşhur Arap Cami.

 

Arap Cami,  Önceleri San Paolo Kilisesi olarak bilinen ibadethane, 1453 yılında şehrin Osmanlı egemenliğine girmesinin ardından camiye çevrildi. Türkiye’nin İstanbul iline bağlı Beyoğlu ilçesindeki Galata semtinde yer alır. Galata kentsel dokusunda beton bloklar arasında, sivri külahlı hayli yüksek kare biçimli kulesiyle hala fark edilebilen Arap Camii; fetih öncesinden kalan İstanbul’un tek Gotik kilisesidir.

Avlu kısmında yapının güzelliğini ve farklılığını iyice görebiliyorsunuz.

Sokullu Mehmet Paşa Cami

Güzelim yapı; Unkapanı köprüsü ve yeni haliç köprüsü arasına sıkıştırılmışlık hissi veriyor ve yüreğinizin de sıkıştığını hissediyorsunuz.

Unkapanı mevkiinde Unkapanı köprüsünün sağ tarafında yer almaktadır. Yapı Mimar Sinan tarafından 1578 yılında Sokullu Mehmet Paşa adına yapılan eserlerden biridir. Plan şeması Selimiye Camiine benzeyen yapının Minaresi yapıdan ayrı olarak Camiinin sol bölümünde yapılmıştır. Bunun sebebi ise yapının denize çok yakın yapılmasıdır. Camiinin avsulu yoktur. 1807 yılında meydana gelen yangın sonrasında yapının kısmen zarar görmesi sebebiyle onarım geçirmiştir. “https://www.mimarsinan.gen.tr/sokollu-mehmet-pasa-camii-azapkapi/”

Saliha Sultan Çeşme ve Sebili

Çeşme 1732-33 yıllarında Hassa Mimarbaşı Kayserili Mustafa Ağa tarafından, Lale Devri üslubuyla inşa edilmiş ve suyu Topuzlu Bendi ’ne bağlı Taksim suyundan getirtilmiş.

Tersane caddesinin Unkapanı Atatürk Köprüsüyle birleştiği köşede yer alıyor.  Saliha Sultan Çeşmesi, 18.yüzyılın meydan çeşmesi ve sebil birleşiminin en güzel örneklerinden biri olarak değerlendiriliyor. Ortada yuvarlak, Rokoko üslubunda 3 pencereli bir sebil ve iki çeşmeden oluşmakta.

Tarihte sebil nedir?

Sebil, Cami, türbe, tekke ve çeşme yanlarında halka parasız su ve şerbet dağıtmak üzere, hayrat olarak yaptırılan kafesli bölme. Sebilin önünden geçen herkese, kafesli bölmeden, mevsimin durumuna göre, hava sıcaksa soğutulmuş, hava soğuksa ısıtılmış içecek ikram ederlermiş.

Çeşmenin ilginç hikâyesi: 

Sultan IV. Mehmet’in eşi II. Mustafa’nın annesi Rabia Gülnuş Valide Sultan arabasıyla gezerken, Azapkapı’nın sokakları arasında küçük bir meydandaki çeşmenin başında, kırılan testisinden elinde kulpu kalmış ağlayan bir kız çocuğu görür ve çocuğu çağırtarak ona para vermek ister. Çocuk ise parayı almaz ve yaşından beklenmeyecek bir olgunlukla Valide Sultan’a şöyle der: “Testiyi kırdım parası için ağlamıyorum eve su götürmenin üstesinden gelemedim ona ağlıyorum”. Kızın bu sözleri Validenin hoşuna gidince, ailesine haber salınır ve küçük kız saraya alınır. Bu kız büyüdüğünde II. Mustafa’nın eşi Saliha Sultan olacak ve II. Mustafa’ya hamile kaldığında; başında testiyi kırdığı çeşmeyi anımsayıp o küçük çeşmenin yerine daha büyük, daha muhteşem bir çeşme yapılmasını isteyecektir. Onun bu isteğini 1730 tarihinde tahta çıkan, oğlu I. Mahmut gerçekleştirmiştir.

“http://www.tas-istanbul.com/portfolio-view/azapkapi-saliha-sultan-sebili/”

Yeni Haliç Köprüsü ve Surlar

Surları yıkmadıkları için şükretmemiz mi gerekiyor acaba!

Yeni haliç köprüsünün üzerinden metroya binerek ya da Karaköy’e dönerek istediğiniz bölgeye dönüş yapabilirsiniz.

Bir sonraki mahallemiz: Bereketzade Mahallesi.

 

2 YORUMLAR

  1. Sayın Güzin Eyüboğlu,
    HARİKA MİRASIMIZI, hissettirerek ama, tüm çirkinliklerden arındırarak özenle seçtiğiniz sözcüklerinizle ve fotoğraflarınızla öylesine MUHTEŞEM anlatmışsınız ki, tekrar tekrar okuyup görsellerle harmanlarken, kendime bir düş kurdum.
    Sanırım o düşten uyanmamak için, gidip görmek yerine aklıma düştükçe satırlarınız arasında dolaşacağım.
    Paylaşımlarınızla bilgilendirerek farkındalığımıza katkıda bulunurken, sorgulama yapmamızı da sağlıyorsunuz.
    SİZ, KALEMİNİZ -BİLGİSAYARINIZ-, FOTOĞRAF MAKİNENİZ DAİMA BİZLERLE OLSUN.
    TEŞEKKÜRLERİMİ SAYGI VE SEVGİLERİMLE, SUNUYORUM.

    • Sevgili Oya,
      Çok teşekkür ederim. Bir içeriğin yorumu ancak bu kadar güzel ve bu kadar edebi bir dille anlatılabilir. Yazılarım yorumlarınla hayat buluyor. Sonsuz sevgilerimle…
      ♥️

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here