Kadıköy’den Eminönü vapuru ve ardından tramvay kullanarak Beyazıt’a geldim. Fakülte yıllarım dahil, Kapalıçarşı’ya Beyazıt Kapısından kim bilir kaç kez girmiştim!  Bu gezileri planlarken yine ilk bu kapıdan girmeyi istedim. Şöyle karşısında durup bir süre inceledim de çok üzüldüm. Kıymet bilme, bakım yapma gibi bir alışkanlığımız pek olmadı sanırım. Bir çok yeri kırılmış dökülmüştü kapının ve ” GATE  7″  yazısında aradaki “A” harfi düşmüştü, kimse farkında değildi. Ya da umursamıyorlardı! Altı üstü bir “A” harfiydi değil mi efendim!

“Kapalıçarşı; Dünyanın en büyük ve en eski kapalı çarşılarından biri. 45.000 m² kapalı alan, 16 han, 22 kapı, 3600 dükkan, 64 cadde ve sokak, iki bedesten içeriyor. 1461 tarihinde Fatih Sultan Mehmet’in emriyle kurulduğunu tarih kitapları yazıyor. Çarşıya bugünkü halini Kanuni Sultan Süleyman kazandırmış. Ancak; yapıya dahil olan iki bedestenin de Bizans mimarisi taşıması pek çok tarihçi tarafından o dönemden kalma eserler olarak yorumlanmasına neden olmuş. Çarşı birçok yangına maruz kalmış, pek çok depremde de hasar görmüş. 1894’de büyük İstanbul depreminde yerle bir olmuş. Padişah Abdülhamit’in talimatıyla onarılmış. 1943 ve 1955 yıllarındaki yangınlarda da zarar gören çarşı tamiratlarla bugünkü şeklini almış. Günümüzde, Kapalıçarşı’ya 8 kapıdan giriliyor.”

 

Önce, Kalpakçılar caddesinden(Büyük ana cadde) çeşme’ye kadar ilerledim ve Sipahiler caddesinden sola döndüm. Esnaf her geçene; önce İngilizce sonra Türkçe seslenmeyi adet haline getirmiş. Sanırım biraz da eğleniyorlar kendilerince!

 

 

 

Hızla ünlü Şark Kahvesine doğru ilerledim ancak çok acıkmıştım, kahve içmeyi yemek sonrasına bırakarak, bir arka sokağa geçtim ve  Havuzlu Lokanta karşımdaydı…

 

 

Lokantaya girdiğiniz an; mideniz, ruhunuz, gözünüz hemen doyuyor. Kapısının önünde ismini aldığı minik bir havuz, etrafında sevimli masa ve sandalyeler… İsterseniz dışarıda oturup sokakları izlersiniz, isterseniz tarihi solumak için içeride. Aslında her şartta tarihle iç içesiniz burada… An ’da kalın ve hissedin…

 

 

 

 

Yemeğinizi yerken arada bir başınızı kaldırıp yukarıya ve etrafınıza bakın, güzellikleri kaçırmayın sakın! Yemekler lezzetli, her gün farklı yemekler ve tatlılar çıkıyormuş. Eğer fazla aç değilseniz sadece kahve ve tatlı alıp ortamı hissedebilirsiniz.

 

 

 

 

Hiç böyle döşenmiş bir merdivenden kahve içeceğiniz mekana çıktınız mı?

 

 

 

Lokantanın üst katı da ayrı bir güzellikte, kahvenizi orada içmenizi öneririm. Yandaki turşu kavanozlarını üst kata çıkarken merdivenlerin başında görüyorsunuz. Üst kata çıktığınızda ise gerçekten çok farklı ve çok güzel bir mekan karşılıyor sizi!

 

 

 

Lokantadan çıkıp Cevahir Bedesteni’ne (İç Bedesten) geçtim. Tuğla kemerlerle ayrılmış 15 bölümden oluşan iç bedesten için yetkililer bir mimari harika diyorlar.

Burası için ışıl ışıl kuyumcular çarşısı diyebiliriz. Çok güzel antika parçaların olduğu vitrinler olduğu gibi sıradan her yerde görebileceğiniz tür vitrinler de var. Sadece iç bedestende değil hemen her sokakta kuyumcu var ve o kadar çok ki, hepsi nasıl iş yapabiliyor diye düşünüyorsunuz açıkçası!

Kapalı Çarşı gerçekten çok pahalı ve fiyatlar çok tutarsız. Gelenlere sürekli müşteri gözüyle bakmadıkları için, fiyatlar değişken daha doğrusu tutturabildiğine. Her gün binlerce kişi geliyor ve çoğu turist. O nedenle gelen bir daha gelmez gibi bir düşünceleri de var sanırım. Yerlisi, yabancısı herkes pazarlık ediyor. Benim gibi pazarlık edemeyenlerdenseniz Kapalıçarşı’dan alış veriş ederken dikkatli olun derim. Ayrıca gelen turistleri neredeyse kolundan çekerek kendi mağazalarına sürükleyen esnaf ve ayakçıları izlemek insana utanç veriyor.

 

 

İç Bedesten’den Zincirli Han’a geçtiğimizde burasının da kendine has farklı bir dünya olduğunu görürüz.

 

 

“Zincirli Hanın, 18. yüzyıl sonunda yapıldığı düşünülüyor. Burası tek avlulu ve iki katlı bir ticaret hanı. Tığcılar Sokağındaki sade yuvarlak taş kemerli girişi avluya beşik tonozlu bir geçitle bağlanmakta olup, ikinci kata çıkan merdivenler bu geçitte yer alıyor.”

Sıra sıra çok özel butik mücevher dükkanları ve halıcıların olduğu bir han. Hepsi çok farklı ve çok güzel.

 

Bu abartılı ve lüks mücevherleri seyredip sıra odalarına doğru yürüdüm ve geçiş için yandaki dar koridoru görünce şaşırmadım desem yalan olur. Koridorun çıkışında beni gümüşçüler karşıladı!

 

 

 

 

 

Yan yana dizilmiş farklı, güzel küçük dükkanlar…

 

 

 

Ancak bu dükkanlardan birinin vitrini çok hoştu, yılbaşı için özel hazırlanmış ve geyiğin arabada çektiği votka şişesi çok güzel bütünleşmişti ortamla.

 

 

İç Bedesten’in ardından Sandal Bedesten’in enerjisi çok düşük geldi bana. Buda çok doğaldı her vitrinin ışıl ışıl parladığı iç bedesten’in  kuyumcularının ardından daha karanlık bir ortama girmiştim.

 

Burada bir yolu pamuk, bir yolu ipekten dokunan ve Sandal adı verilen kumaş satıldığı için Sandal Bedesteni ismi verilmiş. Eskiden müzayede merkezi de olan ve şimdi daha çok t-shirt, çanta, şal gibi dükkanları barındıran sandal bedesteni çarşının en eski iki bölümünden biri.

 

Farklı görüntülü çizmelerden hoşlanıyorsanız sandal bedesten’de renk renk farklı desende göze hitap eden çizmeler sizi bekliyor.

 

 

Dönüşte Nuruosmaniye kapısından çıkıp, caminin avlusundan ilerledim ve Nuruosmaniye caddesi boyunca yürüdüm. Cadde sağlı sollu lüks mağazalarla doluydu ve turist kaynıyordu ama yeni yıl için caddede hiç ışıklandırma ve süsleme yapılmamıştı.

Lüks bir kuyumcu vitrininde yandaki altın emzikleri görünce şok geçirdim diyebilirim.  “Hoş geldin küçük prens!” yazıyordu

Hoş gelmiş küçük prensler, sayıları epey artacak anlaşılan…

 

 

Cağaloğlu yokuşundan inerken Nallı Mescit (Vilayet) Camii ışıl ışıl görüntüsü ile muhteşemdi.

“Kesin tarihi bilinmemekle birlikte Fatih Sultan Mehmet Han döneminde, Akşemsettin’in akrabası İmam Ali Efendi tarafından yaptırılmış. Vilâyet Camii, Nallı Mescit adını minaresinde bulunan 3-4 adet nal resminden almış.”

Cami’nin biraz aşağısında Marmaray’ın cağaloğlu istasyon girişi var. Ben epey geç olduğu için dönüş yolunda bu güzergahı tercih ettim. Bu yol ile çok kısa bir sürede Kadıköy veya Üsküdar’a ulaşabilirsiniz.

Kapalı çarşının diğer gezisinde farklı bir kapıdan farklı bir güzergahta görüşmek üzere…

2 YORUMLAR

  1. Çok ilginc ve degişik bir anlatımla insanda merak uyandirmıssıniz. Ozellikle hanlar. istanbul a gittigimde gormek istiyecigime eminim. Kapali carsi ile notlar da gidilmesi duygusunu uyandırıyor. Tursucu ve cay evi ile renkli çizmelerde cok cekici. kapali carsiyi hic boyle bir gözle görmemiştim. kutlarım.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here